Miss Spiritual Tramp

Kelime Müzesi / Su Özdoğu
Ask me anything
Submit

Bir Delinin Tipografisi

Dün neredeyse ölümün eşiğinden döndük

Ama tam olarak dönmemiş de olabiliriz

Sonuçta Final Destination diye bir sinema gerçeği var

Ama bence döndük

Her şey sabah uyanmamızla başladı. 

Saati yediyi on geçeye kurdum

Ama saat yedi buçuk olduğunda saat birden görünmez ve dilsiz olmuştu

İnanamadık, bunca yıldır beraber takıldığımız saat, dilsiz görünmez olmuştu…

Bunu atlatabilmemiz, üç saat sürdü

O yüzden yola onbir de çıktık

Yola bi çıktık ki ayşe teyzenin keçileri kaçıyor

Burda süper bir espri yapardım ama yapmıcam

Ama samimiyet anlamında keçilerle birbirimize kahveye gitme noktasına geldiğimiz için

Arabayı aralarından sürerek uzaklaştık

Duygusuz, temiz.

Arabada, dört kişi, üç bavul, 4 dev kutu, 10 bilgisayar, altı telefon, bir şişe su, bir termos hemen ılıyan kahve, ağaçlar, keklikler derken eski ambarların olduğu köyden geçtik.

Büyülü Köy. Oradan geçen herkes, durup ambar fotoğrafı çekmekle lanetlenmiş. ama iyi anlamda.

Çok açtık. Yer yer internete giriyorduk.

Bazı zamanlar daha çok acıkıyorduk.

Telefonlarımız kayboluyor, biri kusuyor, diğeri sapaktan dönmeyi unutuyor, zaten açız, kahve de bitti, durduk.

Ne yediğimiz kimseyi ilgilendirmez ama çöp şiş yedik. Hem de şişleriyle…

Orda öle yenirmiş. Künefesi de var. Peynirleri akıyor.

Bazı gizli yollara girdik.

Mesela kutu içinde yaşayan bir adama para vererek, herkesin sadece para vererek gidebileceği çok özel bir yoldan geldik.

Yol boyunca iki şehir geçmişiz ama biz hiçbirini göremedik tabi, yolculara görünmüyorlarmış.

Sonra paralı çok gizli yoldan çıktık

Hayat yine o eski, sıkıcı ritmine dönmüştü

Dallar boştu

Açtık

Bitkindik

Korkuyorduk

Sudan çıkmış balık gibiydik

Bir daha hiç durmamaya karar verdik

Artık sonsuza kadar durmayacak, istanbul’a kesinlikle ulaşacaktık.

Ailelerimiz, arkadaşlarımız, komşularımız, bize ihtiyacı olanlar, özleyenlerimiz ve binlerce sevenimiz, bizi bekliyordu

Ve hayatlarımız üzerine yemin etmiştik

Arkada kimse kalmayacak…

Ama sonra Bahar’ı bırakmak zorunda kaldık

Çok kan kaybetmişti…

Yaşama şansı yoktu ve yükümüz çok ağırdı

Atlar yorgun ve susuz

Biz, uykusuz ve tabiki açtık

Biz hep açtık

O yüzden Bahar’ı indirdik, o yürüyerek gelmiş sorunsuz, aradı sonra

Geriye Ogün kalmıştı

Çok şey biliyordu

Ölmesi gerekiyordu

Ama seviyoduk sonuçta

Hatta sonra da dönüp Bahar’ı bıraktığımız yere baktık,

pişmandık, tek istediğimiz onu hayatta bulabilmekti…

Ama yoktu

Biz de arkadaşımıza gittik. 

Arkadaşımız Boğaz Köprü’sünün üzerindeki direklerden birinde yaşıyordu.

Evi lamba şeklindeydi ve geceleri aynı zamanda aydınlatma da kullanılabiliyordu

Yatağın sağında ses kısma düğmesi vardı. Düğmeyi çevirince köprünün sesi kısılıyor…

Sabah duş bile aldık.

Dışarı çıktığımızda dışarısı araba kaynıyordu. Önce bizi, sonra şehri, sonra ülkeyi sonra da dünyayı ele geçirecek, kalplerimiz yerine araba lastiği koyacak ve bizi robot matchbox köle arabalara dönüştüreceklerdi…

  1. missspiritualtramp posted this
More Information