Dün neredeyse ölümün eşiğinden döndük
Ama tam olarak dönmemiş de olabiliriz
Sonuçta Final Destination diye bir sinema gerçeği var
Ama bence döndük
Her şey sabah uyanmamızla başladı.
Saati yediyi on geçeye kurdum
Ama saat yedi buçuk olduğunda saat birden görünmez ve dilsiz olmuştu
İnanamadık, bunca yıldır beraber takıldığımız saat, dilsiz görünmez olmuştu…
Bunu atlatabilmemiz, üç saat sürdü
O yüzden yola onbir de çıktık
Yola bi çıktık ki ayşe teyzenin keçileri kaçıyor
Burda süper bir espri yapardım ama yapmıcam
Ama samimiyet anlamında keçilerle birbirimize kahveye gitme noktasına geldiğimiz için
Arabayı aralarından sürerek uzaklaştık
Duygusuz, temiz.
Arabada, dört kişi, üç bavul, 4 dev kutu, 10 bilgisayar, altı telefon, bir şişe su, bir termos hemen ılıyan kahve, ağaçlar, keklikler derken eski ambarların olduğu köyden geçtik.
Büyülü Köy. Oradan geçen herkes, durup ambar fotoğrafı çekmekle lanetlenmiş. ama iyi anlamda.
Çok açtık. Yer yer internete giriyorduk.
Bazı zamanlar daha çok acıkıyorduk.
Telefonlarımız kayboluyor, biri kusuyor, diğeri sapaktan dönmeyi unutuyor, zaten açız, kahve de bitti, durduk.
Ne yediğimiz kimseyi ilgilendirmez ama çöp şiş yedik. Hem de şişleriyle…
Orda öle yenirmiş. Künefesi de var. Peynirleri akıyor.
Bazı gizli yollara girdik.
Mesela kutu içinde yaşayan bir adama para vererek, herkesin sadece para vererek gidebileceği çok özel bir yoldan geldik.
Yol boyunca iki şehir geçmişiz ama biz hiçbirini göremedik tabi, yolculara görünmüyorlarmış.
Sonra paralı çok gizli yoldan çıktık
Hayat yine o eski, sıkıcı ritmine dönmüştü
Dallar boştu
Açtık
Bitkindik
Korkuyorduk
Sudan çıkmış balık gibiydik
Bir daha hiç durmamaya karar verdik
Artık sonsuza kadar durmayacak, istanbul’a kesinlikle ulaşacaktık.
Ailelerimiz, arkadaşlarımız, komşularımız, bize ihtiyacı olanlar, özleyenlerimiz ve binlerce sevenimiz, bizi bekliyordu
Ve hayatlarımız üzerine yemin etmiştik
Arkada kimse kalmayacak…
Ama sonra Bahar’ı bırakmak zorunda kaldık
Çok kan kaybetmişti…
Yaşama şansı yoktu ve yükümüz çok ağırdı
Atlar yorgun ve susuz
Biz, uykusuz ve tabiki açtık
Biz hep açtık
O yüzden Bahar’ı indirdik, o yürüyerek gelmiş sorunsuz, aradı sonra
Geriye Ogün kalmıştı
Çok şey biliyordu
Ölmesi gerekiyordu
Ama seviyoduk sonuçta
Hatta sonra da dönüp Bahar’ı bıraktığımız yere baktık,
pişmandık, tek istediğimiz onu hayatta bulabilmekti…
Ama yoktu
Biz de arkadaşımıza gittik.
Arkadaşımız Boğaz Köprü’sünün üzerindeki direklerden birinde yaşıyordu.
Evi lamba şeklindeydi ve geceleri aynı zamanda aydınlatma da kullanılabiliyordu
Yatağın sağında ses kısma düğmesi vardı. Düğmeyi çevirince köprünün sesi kısılıyor…
Sabah duş bile aldık.
Dışarı çıktığımızda dışarısı araba kaynıyordu. Önce bizi, sonra şehri, sonra ülkeyi sonra da dünyayı ele geçirecek, kalplerimiz yerine araba lastiği koyacak ve bizi robot matchbox köle arabalara dönüştüreceklerdi…